GELECEĞİ ONARMAK: GIDA

Bat Art Lab olarak “Geleceği Onarmak” başlığıyla yeni bir sanat ve yaşam projeler serisine başlamaktayız. Geleceği Onarmak, sadece insan merkezli bir geleceğe odaklanma yanılgısına düşmeden, insan olmayan canlılar ve canlı olmayan varlıkları da merkeze alarak günümüz ve gelecek için alternatif yaşam biçimleri ve radikal değişimleri araştıran ve bunların sanatsal, bilimsel ve yaşamsal örneklerini bir araya getirip etkileşimlerini sağlamaya çalışan bir platform olmayı amaçlamaktadır.

Geleceği Onarmak projesinin ilk serisini Kültür İçin Alan desteklemektedir.  “Gıda” alt başlığıyla başladığımız bu ilk seride gıda ve gıdaya erişimin yarattığı doğrudan ve dolaylı, toplumsal ve çevresel etkilere odaklanan düşünce ve pratikleri bir araya getirmeye çalışıyoruz. “Geleceği Onarmak: Gıda” temel mesajlarını ve konumunu gözlemleyerek, sorgulayarak, bakarak ve dinleyerek yansıtıyor. 2021 yılının Eylül ayında ilham verici okumalar, çevrimiçi sohbetler, etkileşimli atölye çalışmaları ve sanat sergileriyle, insan-merkezli baskın endüstriyel gıda sisteminin kusurlarını ve geleceğini çeşitli açılardan incelemeye odaklanıyor. 

Proje genel olarak aşağıdaki etkinliklerden oluşmaktadır:

Sergi: “Geleceği Yemek” başlıklı güncel sanat sergisi, gıda endüstrisinin çevresel ve toplumsal ayak izlerini takip eden eserlerden oluşan bir seçkiyi barındırıyor. Buna göre sergi, kendi içinde konuyla ilgili hem güncel tespitlerde bulunan eserleri hem de geleceğe dair tembih veya önerileri olan eserleri barındırıyor. Serginin küratörlüğünü Seçkin AYDIN üstleniyor.

Deneysel Mutfak Buluşmaları; Yemek ve Okuma Günleri

Bu etkinlik, tarihte birçok örneği görülen, doğal ve toplumsal krizler döneminde ortaya çıkan, gıda yokluğuyla baş edebilmek için toplumların oluşturdukları gıda komünlerinden esinlenmiştir. Yemek ve okuma günlerinde davetli sanatçılardan belirlenen mutfak/mekana, daha önce hiçbir tarif veya siparişe bağlı kalmadan ve endüstriyel olmayan en az bir gıda maddesi getirmeleri istenir. Tüm sanatçıların getirdikleri bu ürünlerden herkesin katılımıyla işbirliğine dayalı, deneysel yiyecek ve içecekler yapılır. Bu yemekleri yerken ve yemek sonrasında daha önceden belirlenmiş olan kitap bölümleri okunup konuyla ilgili tartışmalar yapılır.

Sanatçı Konuşması: Çevrimiçi yapılacak bu söyleşiye konuşmacı olarak Amerikalı sanatçı Rirkrit TIRAVANIJA katılacak, söyleşinin moderatörlüğünü sanat tarihçisi ve gıda aktivisti Pelin TAN yürütecek.

Sempozyum: Sempozyum,  ulusal ve uluslararası arenada alternatif gıda ve tarım uygulamaları yapan kişi ve grupların katılımıyla online olarak gerçekleşecek.

GELECEĞİ YEMEK

Gıda tüm canlıların temel ihtiyaçlarındandır. Bu ihtiyaca ulaşmak, kaynakların kıt olduğu mikro ve makro çevrede tam anlamıyla bir mücadeleye dönüşmektedir. Gıdaya Erişim, tarih boyunca insanların toplumsal hayat içerisinde de mücadele ettiği en önemli meselelerden biri olmuştur. Gıdaya Erişim kavramı üretim, tüketim, bölüşüm, mülkiyet, emek, sömürü gibi birçok kavram setleriyle sınıflar arası eşitsizliğin hem nedeni hem sonucu olarak karşımıza çıkmıştır.

Geçmişte ve günümüzde hegemonik bir iktidar aracı olarak kullanılan gıda, ayrıcalıklı egemen sınıfın gösterişçi tüketiminin ve inceltilmiş beğenilerinin bir göstergesi olmuştur. Bununla birlikte, gıdanın incelikli tüketilmesi bilgisi ve pratiklerinin bir kültürel sermaye ritüeline dönüşmesi de gıdaya ulaşmak kadar hatta bazen ondan daha önemli bir olgu olmuştur. Egemen sınıfların bir ayrıcalığı olan bu durumlar günümüzde alt sınıflara doğru yayılan bir kimlik yaratma girişimine dönüşmüştür. Bununla birlikte bir temel ihtiyaç olmanın ötesine geçen gıda, tüketime dayalı neoliberal bir sistem içerisinde yalnızca harcama araçları olan bireyler için nesneler üretme sisteminden daha fazlasını içerir. Bu da sistemle bireyler/toplumlar arasındaki hegemonik ilişkiyi onaylamak ve yeniden üretmek demektir. Buna bağlı olarak da mevcut endüstriyel gıda sistemleri, üretim, ihtiyaç ve bölüşüm süreçlerinden ziyade gösterişçi tüketim kültürünü merkeze almakta ve yüceltmektedir. 

Ancak, sağlıklı bir toplum ve sağlıklı bir çevre için, gıda sistemleri, bazı tarihsel ve güncel örneklerde olduğu gibi,  emek, işbirliği ve bölüşüm süreçlerine odaklanan doğa ve toplumla barışık faaliyetler olmalıdır. Özellikle insan-dışı çevrenin ihtiyaç ve özellikleri göz önünde bulundurulmadan yapılacak her türlü düzenleme yine eksik ve sağlıksız kalacaktır. Nitekim, hala, en iddialı çevre odaklı kuram ve teoriler bile gıdaya erişim ile ilgili bütün kavram setlerini insan merkezli bir dil ve sözleşmeye dayanarak kullanmakta. Hangi gıda, gıda kim, gıda ne, kimin erişimi, kimin emeği, kimin sömürüsü, kimin toprağı, kimin dünyası gibi soruları, istilacı ve yıkıcı insan davranışlarını göz önünde bulundurarak ama insan olmayan varlıkların yanında bir tavır alarak cevaplamamız gerekmektedir.  Bu arada insan-merkezli ilerlemeci mantığın “eril” olduğunu da unutmamak gerekir.

İronik bir şekilde insan-merkezli ilerlemeci yaşam tarzı döngüsel olarak kendini yok etmektedir. Son iki yüzyılda, endüstrileşmeyle birlikte üretimin artmasına bağlı olarak pazarın sürekli canlı tutulma kaygısından doğan, tüketimin teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılması yeni bir algı yaratmaktadır. Bu algı tüketimin demokratikleşmesidir. Ancak bu demokratikleşme, tarihsel iktisadi sistemlerdeki öncülleri gibi, insanın ve doğanın sömürülmesini gerektiriyor. Zira bu yeni özgürlükçü demokratik(!) sistem de öncülleri gibi sınıfsal katmanların çeşitlenmesine ve derinleşmesine yol açmaktadır. Bu yeni sistem de, yukarılarda müreffeh elit bir toplumu besleyebilmek için başta gıda olmak üzere birçok temel ve lüks malların sömürüye dayalı üretimine ve eşitsiz bölüşümüne dayanmaktadır.  

Bu temel mallara ve gıdaya erişimin eşitsizliği sadece sınıfsal nedenlerle bazı kesimlerin mahrum olduğu bir hak kaybının ötesine geçmiştir. Özellikle artan nüfusla birlikte doğanın/dünyanın taşıma kapasitesinin üstüne çıkıldığı artık ulusötesi egemenlerin de yadsıyamadığı bir gerçeklik haline gelmiştir. Hatta birçok istatistiki veri bize dünyanın yer altı ve yerüstü kaynaklarının gelecekten ödünç alındığını ortaya koymaktadır. “Ödünç almak” kelimesi bu talan ve hırsızlığın yanında oldukça naif kalacağı için, edebiyattaki ulama yöntemine başvurup küçük bir kelime oyunuyla buna ödünÇalmak demeliyiz.

İnsanların kaynakları bu şekilde çalmaları yeni bir olgu değildir. Üst Paleolitik çağdaki benzer bir örneği incelemenin günümüz insan davranışlarının yol açacağı sonuçlarına dair ipuçları verebilir. İnsanlığın, Paleolitik çağ boyunca, yani yaklaşık iki buçuk milyon yıllık kümülatif bilgi ve deneyim mirası Üst Paleolitik çağ insanlarını diğer canlılar karşısında oldukça avantajlı bir duruma getirmiştir. İnsanlar gelişen zekaları, dilleri ve aletleri sayesinde organize olarak kendilerinden çok çok daha büyük ve güçlü hayvan sürülerini avlayabilmişler.

Jean Pivetau “Man Before History” isimli kitabında, Solutrea’da dik uçuruma sürülüp düşürülerek avlanan yüz bin atın kemik kalıntılarından söz eder. Bu kalıntılar bize aslında bu acımasız ve usta avcıların öldürdükleri bu yığınla hayvandan sadece onlarcasını alıp geri kalanların burada çürümeye bıraktığını yani heba ettiğini göstermektedir. Arkeoloji bize bu müsrifliğin başka coğrafyalardaki birçok örneğini de göstermektedir.

Ancak, kaynakların sınırsız gibi göründüğü bir çevrede insanların avcılıkta bu şekilde ustalaşması kısa vadede insanlığın lehine görünse de uzun vadede aleyhine sonuçlanacaktır. Zira, savurganca yapılan bu avcılığın faturası sonraki nesillere yansımıştır. Ronald Wrigth, “İlerlemenin Kısa Tarihi” isimli kitabında Paleolitik dönemin son bin yılında Batı Avrupa’daki insan türlerinin gösterişli yaşamlarının nasıl bitmekte olduğunu şöyle özetliyor: “Mağara resimleri sona erer… Heykeller ve yontma eserler seyrekleşir… Çakmak taşından yapılmış bıçaklar giderek küçülür… Mamut yerine tavşan avlanmaya başlanmıştır”.

Yani Paleolitik Çağın son dönemindeki usta avcılar, tedbirli parazitlerin “Ev sahibini asla öldürme”  altın kuralını çiğneyerek ilerleme ve gelişme adı altında türleri ardı ardına yok etmişler. İnsanların doğayı bu şekilde hesapsızca kullanmalarının sonucu olarak besin kaynaklarının azaldığını ve bu sebeple de bitki ve hayvan kaynaklarını koruma ve daha temkinli kullanma girişimleri, yüzlerce yıl içerisinde, bitki ve hayvanları evcilleştirme girişimine dönüşmüştür.

İnsan-merkezli bir tarih ve bilim yazını, güzellemeler yaparak hayvanları ve bitkileri evcilleştirmekten her ne kadar bir başarı öyküsü olarak söz etse de yukarıda görüldüğü gibi sonuç tam tersidir.  Bu da insan-merkezli bilim ve düşüncelerin, ilerlemeye dayalı insani pratiklerin yol açtığı ekolojik ve toplumsal çöküşleri dil oyunuyla manipüle ederek bunları tarım devrimi, evcilleştirme, ilerleme, gelişme vs kavramlarla süslediklerini göstermektedir.

Günümüzde de benzer şekilde, özellikle dijitalleşmenin yarattığı ışık ve hızın yol açtığı göz kamaşıklığı ve baş dönmesi, insanlığın gösterişçi, müsrif tüketiciliğinin yol açtığı ekolojik ve toplumsal çöküşleri görmemizi engellemektedir. İnsan, bir kere daha dünyanın hem yakın hem de uzak geleceğinden ödünÇalmaktadır. Avustralyalı biyolog, paleontolog, çevreci ve küresel ısınma aktivisti Tim Flannery bu doymak bilmeyen ve her şeyi tüketen insanı “Gelecek Yiyici” olarak tanımlar. Tim Flannery’nin bu kavramı “Geleceği Yemek” sergisinin de esin kaynağı olmuştur.

Geleceği Yemek sergisi günümüz dünyasındaki doğal ve toplumsal felaketlerin sorumlusu olarak insan-merkezli düşünce ve davranışlar olduğuna odaklanıyor. Özellikle insanlık son yıllarda, iklimsel ve çevresel çöküşlerle cebelleşirken bir taraftan da yeniden yükselen cinsiyetçilik ve ırkçılıkla karşı karşıya gelmiştir. Tüm bunlarla beraber dünyayı saran Covid-19 salgını da diğer bütün toplumsal krizlerin daha da derinleşmesine yol açmıştır.

Pandemi boyunca insanların temel ihtiyaçlara ulaşımının zorlaşması, en az salgın kadar ciddi sonuçlar doğurmuştur. Sıkı karantina önlemleri nedeniyle insanların gelir kaynaklarını geçici veya kalıcı olarak kaybetmesi, toplumsal eşitsizliğe dayalı ayrımların derinleşerek, ölümcül uçurumlara dönüşmesine yol açmıştır. Özellikle kapatma ve kısıtlamalarda toplumun bazı kesimlerinin temel gıda ihtiyaçlarına ulaşamaması, mevcut kapitalist sistemdeki gıda sisteminin güvenlik açıklarını ortaya çıkarmıştır. Bu da alternatif sistemlerin gerekliliğini ve “tüm insanlık için temel gelir ve temel gıda” sorusunu bir kere daha gündeme getirmiştir.   

Tüm bunlara rağmen, insanların evlere kapatılması doğal çevre ve diğer canlılar üzerinde az da olsa olumlu değişimlere yol açmıştır. Bu durumun bir diğer okuması da şudur; insanın yıkıcı davranışlarını kısıtlamak doğanın dengesini düzeltmektedir. Ancak, doğanın daha ciddi ve kalıcı bir toparlanma sağlayabilmesi, doğanın dekolonizasyonunun daha tutarlı, genele yayılmış ve sürdürülebilir olmasını gerektirir.

“Geleceği Yemek” sergisi, katılımcısı olan sanatçıları, aşağıdaki sorular üzerine düşünmeye ve sanatsal formatta öneriler getirmeye davet ediyor.

  1. Kapitalist gıda sistemindeki güç yapılarını eleştirel olarak keşfedecek ve takip edecek yenilikçi ve adil bir durum analizi için sanatsal yöntem ve ölçekler geliştirmek mümkün müdür? Mümkünse, yolları neler olabilir?
  2. Sanatsal uygulamalar, insanlar ile toplumsal ve doğal çevre arasındaki daha derin ilişkisel bağlantılara nasıl ilham verebilir? 
  3. Yukarıdaki metinde, Mezolitik çağda insanların hayvan ve bitkileri evcilleştirme girişimini ‘çöken bir ekosistemde hayatta kalma refleksi olarak fauna ve floranın işe yarayan kısmını kontrol altına alma çabası’ olarak okursak, günümüzdeki krizlerin distopik veya ütopik senaryolarında gıdanın geleceği nasıl olabilir?
  4. Covid-19 pandemisi kapsamında yapılan kısıtlamaların verdiği deneyim ve cesaretle, yıkıcı ve istilacı insan faaliyetlerine karşı Doğanın Dekolonizasyonu mümkün olabilir mi? 
  5. Gerçek, adil ve sürdürülebilir bir çevre içerisinde türler arası eşitlik ve adalete dayalı bir gıda sistemi veya sistemleri yaratmanın çığır açan yolları nelerdir?

Seçkin AYDIN

23.07.2021

Diyarbakır

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s